15/12/2008 · Kategori: Edebiyat
"Bu, Vietnam'da savaşan ve sonunda evine dönecek olan John adında bir
askerin hikayesidir.
John evine gitmeden önce, San Francisco'da bulunan anne babasına telefon
açtı.
" Sevgili anne ve babacıgım, sonunda eve geliyorum ama birşey sormak
istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?
"Tabii ki " diye cevapladılar. "Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız". "Ama
bilmeniz gereken birtey var" diye John devam etti," o savaşta ağır
yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti. Başka
gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını
istiyorum". " Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir
yer bulması için ona yardımcı olabiliriz"
"O hayır , onun bizimle yaşamasını istiyorum ."
"Oğlum," dedi babası, "sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük
bir sorunu olan birisi bizi çok
rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin
veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi
yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır."
O andan sonra, John telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz
duymadılar...
Birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının
bir binadan düşerek öldüğünü
söylediler. Polise göre intihardı. Anne ve baba telaşla uçağa binerek
oğullarının teşhisini yapmak
için San Francisco'daki teşhis morguna gittiler. John'u teşhis etmişlerdi.
Ama gözleri faltaşı gibi
açılarak... Bilmedikleri birşeyi farkettiler. John'un bir bacağı ve bir
kolu yoktu...
Bu hikayede ki anne ve baba birçoğumuza benzer.Etrafımızda iyi görünen ve
neşeli insanları
sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren özellikle bizim kadar
sağlıklı olmayan, bizim kadar
güzel olmayan ve bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayı tercih
ederiz.
Çok şükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok.
Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir ne kadar
çirkin ne kadar fakir ne kadar engelli olursak olalım. Bu gün yatmadan
önce Allah'a biraz daha dua ederek insanları oldukları gibi kabul etmemizi
sağlamasını isteyelim ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı
daha anlayışlı olabilmeyi isteyelim.
Arkadaşlar çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve
başarmanız için destekler. Bazen tek kelime bazen bir cümle paylaşırlar
ama her zaman kalbinizi ona açmanızı beklerler. "
yazarı bilinmiyor.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
15/12/2008 · Kategori: Edebiyat

Meksika sınırı severek izlediğim programlardan biridir.En son izlediği dizi 'İkinci Bahar' olan bu arkadaşınız,televizyonla olan ilişkisini en aza indirmiştir.Bu düzeyli ilişki NTV'nin haftasonu spor programlarına bel bağlamıştır.Cuma günleri saat 22.30'da ÜLKE TV ekranlarına gelen bu abiler,oturup dinlenesi bir sohbet tertipliyorlar.Siz sadece arkanıza yaslanın ve izleyin.Lafa karışmanıza gerek yok çünkü size konuşacak bir şey bırakmıyorlar.Gecenin bir saatinde ne işim var diyenlere pazar günleri 12.30'da tekrarı veriliyor.Tarık Tufan'a selam olsun...
Bir de bu programa adını veren Mehmet Efe'nin bir şiirini paylaşmak istiyorum.
MEKSİKA SINIRI
Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep Meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde
Camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
Meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
meksika sınırı olsaydı Türkiyem'in
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine Gayrettepe'de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede
Şimdi
Meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksika'nın kendisine de
Mehmet Efe
www.ulketv.com.tr
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
12/12/2008 · Kategori: Edebiyat
Kainatta ki tüm müslümanların kutladığı,bir kurban bayramını daha geride bıraktık.Bazı çevrelerin ''insanlık dışı bir olay''diye nitelendirdiği,her nedense Kurban bayramı öncesi yaptıkları onca açıklamalara rağmen Müslümanlar yine kurbanlarını kestiler.Allah kabul etsin.Televizyonlarda kesilmekten kaçan boğaların macerası,prime-time da ''en çok izlenenler''grubunun tepesindeydi.Prime-time ne demek sormayın.Eğer boğalar kaçar milletce buna iltifat eder izlersek,prime-time da bir numara oluyor.Biz böyle bilelim.Zaten milletce çok bilmemiz yarar getirmez,zarar getirir.
Kurban bayramın gelmeden,sağolsun,varolsun,belediyelerimiz kesim yerleri belirlediler.Ortalıkta kurban kesipte sosyeteye rezil olmayalım diye.Evet biraz uzak,sıra da çok ama olsun rezil olmaktan iyidir.Hem kasaplar da var.Bismillah deyip vuruyor bıçağı hayvanın boynuna,çok nezih;hiç kan görmüyorsun!Acı vermiyor gibi.En azından bize vermiyor.Bu arada televizyonlarda bilmem kaç kiloluk bir boğa vardı.Adı : Polat.Mafya evrenin yaratmış olduğu yüce karakter Polattan mı esinlendi acaba sahibi bilmem ancak onun kesilmesini merak ediyorum.Kim kimi kesti?
Bayram geçti.Büyükler hatırlandı.Üzüntüler unutuldu.Fakirler sevindi.Böyle zamanlarda çevremizde ne kadar yardıma muhtaç kimseler varmış meğer diyoruz.Her zaman hatırlasak ellerinden tutsak olmaz değil mi?''Bayram değil seyran değil'' değil mi ?Bir baba düşünün evinde oturuyor bayram namazından sonra,evde çocukları,onlar da oturuyor.Komşuları ve çocukları şen şakrak kurbanları keserken acaba onlar ne düşünüyor.Siz kurban kestiniz mi diye sorulduğunda neler hissediyor.Annesinden bayramlık elbise soran çocuklara anneler ne cevap veriyor.O anneler,elleri öpülesi o anneler.Yıllardır çaresizliğin,umutsuzluğun ilacı anneler,sabırtaşı çatlar onlar ayakta kalır.Ben her bayram bu hisselere kapılırım.Yüreğim burulur.
Bayramı anlamakla yaşamak ayrı şeyler.Kurban edeceğiniz hayvanı sevmek ona iyi davranmak,dünyaya iyi davranmaktır.Bu yazımı,yazıların,sözlerin sultanı Fuzuli ile bitirmek istiyorum.Yazılarımı görse utanırdı eline almazdı bile.Bense yazımı onunla şereflendiriyorum.
"Yılda bir kurban keserler halk-ı alem iyd için,
Dem-be-dem, saat-be-saat ben senin kurbanınam"
Fuzuli
iyd : Osmanlıcada Bayram demektir.
dem : An
Murat Macit
muratmacit.blogcu.com
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::